Van Gogh

Avustralyalı okuyucu Brigid Walsh sordu:

“En önemli olan konuda daha çok açıklama yapar mısınız merak ediyorum, herkesin yaşamının sonunda neyin yattığı gerçeği konusunda.”

Ne demek istediğini biliyorum, pek de açık değil, değil mi?

Kendi ölümümüz gerçeği, onu kabul etme ve onunla insanın kişisel inançları, felsefesi, deneyimi ve ulaştığımız her ne yaşam ve ölüm anlayışı varsa o yolla uzlaşma konusunda kendimize zaman tanıma konusunda konuşuyordum.

Öleceğimi yani yaşamayı durduracağımı, var olmayı sonlandıracağımı, artık burada olmayacağımı ilk öğrendiğimde beş ya da altı yaşındaydım.

Ve bu bilgi beni dehşete düşürdü. Belki doğru olmayabilirdi ama önümdeki on ya da daha fazla yılda hiç ama hiç uyumadım; kontrol edemediğim gelecekteki yok olacağım düşünme korkusuyla bütün gece titreyerek uyanık kaldım.

Lise yıllarımda bir yerde dinler çalışmasına başladım –özellikle onların ölüm ve yaşam sonrası inançlarını karşılaştırarak.

Okulu izleyen yıllarda yirmilerime girdikçe, çok fazla şarap- ve esrar- yakıtlı müdavim arkadaşlarla büyük  yaşam ve ölüm sorularıyla -ve eski inanç sistemleri ve daha modern filozoflar ve doğa bilimciler çok yardım etti- çalışmamı yaptım. (O yaşlarda yapıldığı varsayılan şeyler).

Benim durumumda, hiç biri, belki şarap ve esrar -gece yarısı terörünü şunu anlayana kadar dindirmedi: Hepiniz öleceksiniz ve ölümsüz tek kişi benim. İşte o kadar!

Gülmeyin. Oldukça uzun bir zaman o benim en iyi sakladığım gizimdi, kendimi üstün hissetmek için bir şey ve gerçekten inanmasam bile, bir tür inandım ve bana yardımcı oldu. Bir çeşit.

Beş altı yaşından sonra tek bir gün bile kişisel ölümümü, en azından birazcık, özellikle de sakin anlarda daha uzun olarak düşünmeden geçmedi.

İşte size bu konudaki kafa karışıklığımdan bir örnek: ölümsüzlük gizime karşın, her yaş gününde kendime özel olarak sordum, bunu daha kaç kez yaşayacağım? Gelecek yıl yaşayacak mıyım?

Zaman geçti – çok zaman- ve ölüm korkumun nasıl azaldığını, yaşamıma nasıl karıştığını görmeye başladım. O, en iyi durumları bile gölgeleyen sürekli eşlikçimdi benim: Bu güzelliği son kez mi hissediyorum? Merak ederdim.

Sürekli her gün korkmak insanı tüketen bir şey ve sonunda pek çok yıl sonra bunu yenmek için bir yol bulmaya karar verdim. Keşke sizin benzer sorunlarınız için de bir reçetem olsaydı. İyi olan şey, hepinizin benden çok daha zeki ve daha evrimlenmiş olmanız ve bu konuda benim düşüncelerimi istememeniz.

İsteyenlere söyleyebileceğim en iyi şey kuşkusuz bir şekilde zaten bildiğiniz bir şey: her birimiz kendi yollarımızla ve kendi zamanımız içinde kendi şeytanlarımızla yüzleşir ve üstesinden geliriz.

Benim için  bu sürekli korkudan kaçmak için bir yol olabileceğini fark etmek bir yarı ömür aldı.  Bir zamanlar meditasyonun yardımıyla bir noktaya vardım, hala da ediyor. Ne yazık ki, tanıdığım yaşlıların ölümü ve özellikle 1980 ve 1990’dakiler, çok genç ölen pek çok erkek yolu görmem için bana yardımcı oldu.

Ve genç bir kadınken din, felsefe ve biyoloji ve arkadaşlarla gece yarısı tartışmaları? Çöpe gitmediler. Biraz huzur için yaptığım aramada onlardan bildiğimden daha çoğunu öğrendiğimi anladım.

Konu bu dehşet için kabul bulmaktı ve kişisel düzeyde inkar etmemeliyiz ki bu budur, yani dehşet. Hamlet’ten özür dileyerek, olmak ve sonra olmamak? Nasıl oluyor da bize ucu ucuna verilmiş bir şey gibi o.

Fakat, söyledikleri gibi, neyse o ve şimdi kendim için bir kabul bulduğum konusunda oldukça emin olduğum için şükran duyuyorum. “Oldukça” ya dikkat edin. Ancak genellikle, bugünlerde ölüm konusunda pek korkulu değilim.

Biri geçenlerde ölümün son büyük macera olduğunu düşündüğünü söyledi, ben de bunu söylerdim. Ancak şimdi düşünüyorum da fazla basit bir anlatım, bundan çok daha güçlü bir anlamı olmalı.

Ölüm hafife alınmak için fazla ciddi ve tanrı bilir bundan dolayı suçlanamam. Ölümle yaşamak için kendi yolumu bulmam sonsuzun dünya eşdeğeri kadar sürdü. Bu geçmiş yıllarda omuzlanmış büyük bir yük olarak hissettirdi ama gün be gün hayat daha kolay şimdi.

http://www.timegoesby.net/weblog/2013/12/on-confronting-the-inevitable.html

“Yaşlılık korkakların yeri değildir.”
~ Bette Davis