Profesyonel yaşamı 60 yıla yayılan Hugh Downs U.S. televizyonunun en tanınmış figürlerinden biri.

1921’de doğdu ve yayın kariyerine 18 yaşında Ohio Lima’da, radyo sunucusu olarak başladı. 20 yıldan uzun bir süre sayısız programda çeşitli pozisyonlarda çalıştı, ender olarak ekranda göründü, rapor ettiği ve yönettiği birçok belgesel, biri de 1985’de yayında olan “Amerika’ da Yaşlanmak” ona bir çok kez Emmy ödülü kazandırdı .

OLYMPUS DIGITAL CAMERAAyrıca kendisi bir pilot, eserleri icra edilen bir besteci, bir binici, iyi bilinen bir serüvenci ve üçü yaşlanma üzerine olan bir düzineden fazla kitabı basılmış bir yazardır. Emekliliği, ona emeklilik derseniz eğer, Mr. Downs’ı hiç de yavaşlatmış gibi değil.

Arizona State Üniversitesinde dersler veriyor ve genellikle ülke ölçeğinde başarılı yaşlanma konusunda konuşmalar yapıyor. Ayrıca, Ulusal Uzay Topluluğunun Yönetim Kurulu başkanı, Unicef’in U.S. Fonunun emekli başkanı, Mount Sinai Tıp Merkezinin Geriatri Danışma Konseyinin Araştırma ve Eğitim Komitesine başkanıdır ve yakın geçmişte de Arizona Film Komisyonuna komisyoner olarak atandı.

Mr. Downs karısı Ruth’la Arizona’da Paradise Valley’de yaşıyor. İki çocukları, iki torunları ve biri de yolda olan iki torun çocukları var.

Mr. Downs e-mail yoluyla yürüttüğümüz bu söyleşiyi kabul etmekle nezaket gösterdi. Bu yazıda Mr. Downs’ın uzun ve seçkin kariyeri hakkında daha fazla bilgi edineceksiniz.

RONNI BENNET: Gençken yaşlılığı nasıl düşünüyordunuz? Beklediğinizden farklı çıktı mı, nasıl?

HUGH DOWNS: Gençken yaşlılığın yapmayı önemli bulduğum şeyleri artık yapamayacağımdan dolayı çok fazla üzüntü getireceğini düşünüyordum. Bu, değişikliklikte yapmayı önemli bulduğum şeyden dolayı yanlış çıktı.

İyi ki istesem de yapamayacağım şeyler var. 15 yaşında, 2 yaşında yapabildiğiniz şeyleri artık yapamadığınızdan dolayı yas tutar mısınız? İki yaşındayken bacaklarınız arkaya doğru kıvırıp uzun zaman katılaşmış olarak sert bir yere oturabilirdiniz. 15 ya da yukarı yaşlarda herhangi biri bunu yapmaya kalksa arka kısmını incittiği için hastaneye yollanır. Bu yeteneği kaybetmekten dolayı sızlanmak nörotik olmaz mıydı?

Futbol oynuyor olmayı diler miyim? Ya da bedenime yirmilerimin başlarında yaptığım gibi kötü beslenme, sigara ya da çok fazla alkol alarak zarar verir miyim? Hayır.

RB: Gerçekten Sevgililer Gününde mi doğdunuz?

HD: Evet. Bana doğumum sırasında doktorun Valentine adının verilmesi ve Val denmesi konusunda onları zorladığını söylediler. Bunu yapmadıkları için ebeveynlerime minnettarım.

RB: Gençlikteki halinizden en çok ne bakımdan farklısınız?

HD: Gençlik günlerimden en çok rahatımı kontrol etme ve her şeyden hoşlanmak için sahip olduğum büyük ölçüde artmış kapasiteye sahip olma bakımından farklıyım. Estetik deneyimler çok daha derin, ilginç şeylere olan ilgi yoğunluğu.

Sevme yeteneği tahmin edebileceğimin ötesinde arttı. Gençken ve aşıkken yalnızca sahip olduğunuz kapasiteye kadar sevebiliyorsunuz. Arizona Devlet Üniversitesinde evliliğin ömrü üzerine birlikte verdiğimiz bir konuşmada karım Ruth bir benzetme yaparak en iyi şekilde söyledi: “Gençler pürmüz lambası gibi severler – çok sıcak ve yanlış tutulduğunda çok tehlikeli. Sizi kötü bir şekilde yakabilir. Olgun aşkı ise şenlik ateşi gibidir onda yaşamınızı ısıtabilirsiniz.

RB: Yaşlanıyor olmakla ilgili karşılaştığınız en büyük sürpriz –olumlu ya da olumsuz- nedir?

HD: Seksenlerimin ortasına gelirken bulduğum en büyük sürpriz neden hala otuzbeşimdeymiş gibi hissettiğimdir. (Otuzbeş yaşımda olduğumdan daha mutlu olduğum gerçeği hariç.) Bu biraz şans kadar dikkatli alışkanlıkları da gerektirir. Ancak eğer sakatlık ve hastalık durumlarıyla karşılaşıyorsanız o zaman konuştuğumuz şey yaşlanma değil.

Söylemekten hoşlanıyorum, “yaşlanmakla ya da yaşlı olmakla ilgili yanlış olan –hiç bir zaman- hiçbir şey yok. Sakat, noksan ya da yalnız, hasta, parasız ya da ayırımcılığa uğramış olmak daima yanlış bir şey.”

RB: Gençliğe ilişkin neyi, eğer varsa, özlüyorsunuz?

HD: Geçliğime ilişkin sahip olmaya değer şeylere hala sahibim. Diğer şeyler –kararsızlıklar (elinizdeki örtülü gelecek) başarılarınızdan çok arzularınızın olduğu gerçeği, aşkta, kariyerde ve hayallerinizdeki başarısızlıklar- bunlarsız yapabilirim, gençlik çağının kısımları olsalar da.

RB: Yaşlanmaya ve akıllanmaya bağladığınız inançlarınızdan ne değişti?

HD: Gençliğimde tarihte yaşanmış olan bazı şeyleri –bu kısmen okulda bana tam olarak öğretildiği için-  düzeltme fırsatına sahip olabileceğime inanıyordum. Örneğin: Zalim bir krallıkta ya da gaddar bir diktatörlükte yaşayan her hangi bir halk kolaylıkla başkaldırabilir, bir devrim yapar ve güzel bir demokrasi kurar.

Sonra bunun asla bu şekilde olmadığı farkındalığına vardım. Yalnızca bir kez olmuş bir şey biliyorum: Kral III. George’un güçlerini püskürmüş olan İngiliz kolonistleri Birleşik Devletleri kurdu, bu hemen hemen benzersiz bir şey. Diğer çoğu durumda baskıcı bir hükümetin atılması aynı şekilde zalim birinin kurulmasıyla sonuçlanıyor. (Rus Çarları, İran’daki Ayetullahlar vs.)

RB: Yaşlanmaya ilişkin herhangi bir hastalık ya da durumunuz var mı? Eğer varsa, günlük yaşamınızı nasıl etkiliyor?

HD: “Yaşlanmaya ilişkin durum” yaygın kullanılan bir deyim, tıp çevrelerinde bile, ben yanlış buluyorum. Doğru, rahatsızlıklar ve hastalıklar var insanın gençlikten çok ileri yaşta karşılaştığı, ancak bozulma ve işe yaramaz hale gelmenin yaşlanmayla eşleştirilmesi bir yanılgı.

Ben yaşa özgü bir hastalık ve rahatsızlığın olmadığına inanma noktasına geldim. Örneğin: Eğer bütün yaşlı insanlar sağır olsaydı ve bütün sağır insanlar yaşlı olsaydı o zaman yaşlılıkla gelen rahatsızlıklarınız olurdu. Fakat durum bu değil. Ve Alzheimer ve bunamanın diğer türleri dahil hiçbir şey içinde durum bu değil (beyinleri bir hastalık ya da kazayla hasar görmemiş yarım düzineden fazla yüz yaşının üstünde insanla söyleşi yaptım ve kırklarındaki insanlarda rapor edilmiş Jacob-Creutzfeld ve Alzheimer durumları vardı.)

Sorunuza yanıt olarak, geçen yıllarda yaşlanmayla ilişkili diye düşünülebilecek bazı değişikliklere dikkat ettim. Biraz kas kaybına uğradım ve işitme testleri yüksek frekanstaki seslerde düşüş gösterdi. Bazen bir insanın dudaklarına bakmazsam bazı sesleri ayıramıyorum ama 90 olmadan önce bir işitme cihazına ihtiyacım olacağından kuşkuluyum.

Ve söyleşi yaptığım 100 yaşındakilerin hiçbiri zihinsel durumları iyi olduğu halde fiziksel olarak güçlü değildiler. Yani, beyzbol kariyerinize 45 yaşında başlamayı planlayamazsınız.

RB: Şimdiki ortalama bir gününüzü 1999’da emekli olmadan önceki ortalama bir gününüzle karşılaştırın.

HD: Kontrata bağlı çalışırken yaşadığım ortalama bir gün çok daha akıllıca yapılandırılmıştı. Çoğunlukla yayın projelerinde çalıştım ve film ve TZ showlarını izlemek için ve kitapları şimdikinden daha hızlı okumak için daha çok vaktim vardı.

Şimdi olasılıkla yapmam gerekenden çok daha fazla işim var. Universitedeki dersler ve diğer konuşmalar arasında e-mail iletişimi yapma, yayın programında misafir konuk etme, yönetim kurulu toplantıları, bazı yaratıcı yazılara bazı bölümler koyma çalışmaları, MAN’in kurucu üyesi olmanın getirdiği işleri yerine getirme, yeterince uyumaya ve egzersiz yapmaya çalışma, yani bugün ortalama bir günüm emekli olurken istediğimden çok daha fazla (Bu benim Batı Dünyasının Playboyu olma amacımın fena halde altını oyuyor.)

RB: Yaşlanma üzerine en azından üç kitap yazdınız ve yaşlanmayla uğraşan pek çok önemli kurumun yönetim kurulunda hizmet verdiniz. Bu nasıl böylesine derinden araştırmak istediğiniz bir konu haline geldi?

HD: Yaşlanmayla 30 yaşımdayken ilgilenmeye başladım, NBC Televizyonunda prime time özel yayını bir programa ev sahipliği yapmam istendi. Programın adı “Ne Kadar Uzun Yaşayabilirsiniz”di ve insan ömrü – yaşam beklentisi değil-konusu üzerine tıbbi geriatrik bir özel yayındı.

Bu beni öylesine büyüledi ki bende yaşlanmayla ilgili yaşam boyu sürecek bir ilgiyi fideledi. Ve benim öğrenme deneyimimin başlangıcı oldu.

RB: Yaşlı İnsanlar Ne İçindir? adlı kayda değer kitabında geriatrist Dr. Michael H. Thomas diyor ki: “Yaşlılık belki bir kayıp ve çöküş zamanıdır, ama yalnızca bu değil. Uyum gücünde bunu dengeleyen ve aynı şekilde önemli bir artış vardır.” Yaşlanırken hangi uyumları gerçekleştirdiniz?

HD: Dr. Thomas ünlü bir geriatrist. Bana yaşlanmayla ilgili hangi uyumları yaptığımı sorduğunuz için söylemek zorundayım ki çöküş beni gerçekte rahatsız etmedi. Çöküyoruz, bir anlamda, ortaya çıktığımız andan itibaren. (İlk sorunun yanıtlara bakın).

Artık motorsiklete binmem, binemediğim için değil ama bunu kolaylıkla daha fazla zevk aldığım aktivitelerle değişirim. Artık kızların peşinden koşmam, çünkü bu tür bir zafer için çabalayabilsem bile bir kız arkadaşım var 61 yıldır, ve bu belirsizliklerden ve bu kovalamanın boşluğundan daha önemli. Yani önemli hiçbir şeyden gerçekten vazgeçmem. Dolayısıyla, durum tersi.

RB: Dr. Thomas, gençliği yaşamın altın standardı olarak çürütürken ayrıca şunu yazıyor: “Aslında yaşlılık erişkinlik döneminden farklıdır, tıpkı erişkinlik döneminin çocukluk döneminden farklı oluşu gibi. Yaş bizi değiştirir … yaşlı bir insan çöküşe geçmiş bir erişkinden başka bir şey olabilir mi? Siz, bu yakınlarda 84 yaşını doldurmuş birisi olarak, erişkinlikle yaşlılık arasında dikkatinizi çeken bazı farklılıklardan söz edebilir misiniz?

HD: Şimdi, 84 yaşında, erişkinliğin bir sorumluluklar ve mücadeleler yığınınıyla başladığını ve insanın bunları keyifle karşılayabileceğinin ve onları enerjik bir şekilde ele alabileceğinin farkına varıyorum. Uğraştığım her şeyde başarısız olmak gibi bir şansızlığa sahip olmadıkça önceki erişkinliğin kas arayışını uzatmak için bende bir israr yok.

Henüz “genç yaşlılar” üyesiyim ve beş yıl içinde “yaşlı yaşlılara” katılacağım. Bu, yaşlardaki farklılıklar yaşam kalitem üzerinde etki yapacak bazı sakatlıklar ya da rahatsızlıklarla karşılaşacağım konusunu dahil etmek zorunda. Ancak gene o zaman da yaşlılıktan daha başka bir şey üzerine konuşuyor olacağız.

RB: Yaşlı insanların yaşlı hissetmediklerini söylemeleri yaygın ve sanırım genellikle içsel olarak gençken olduklarından daha farklı hissetmediklerini kastediyorlar. Sizce de böyle mi?

HD: Evet.

 Devam Edecek…

Ronni Bennet, http://www.timegoesby.net/weblog/2005/02/hugh_downs_part.html

“Yaşamak ve yaşlanmak tek ve aynı şeydir.”
~ Pamela Blair