BÜYÜME SANATI, SONUNDA KENDİNİZ OLMAK İÇİN BASİT YOLLAR * (6)

5. Bölüm Burada

Esin Verme Sanatı

Esin perisi olmak aşk hakkında herşeyi  bilmektir. Kadınlar Ne İster ya da Erkekler Neden Aramaz’ı  çözmeye çalışacağınıza sevdiğiniz insana, örneğin, bir şiir yazması için esin verin. Yeteneklerini ortaya çıkarın ve ilişki öğütleri veren gazete sütunlarından kurtulun. Sanat yeteneği hepimizin içinde, DNA’mıza kodlanmış, kendini göstermek için doğru sinyali bekliyor. “Aşk dokunduğunda herkes şair olur” diyor, Platon. Ani bir aşk yalnızca yazma değil, aynı zamanda süsleme, bezeme, resim yapma, dans etme, şarkı söyleme ve müzik yapma yeteneğimizi canlandırır. Uyuyan Güzel’deki gibi yaratıcı güçlerimiz hücrelerimizde uykuda, yalnızca aşkın biyokimyasal öpüşüyle uyandırılmayı bekliyor.

Olgun hücreler de tıpkı genç hücreler gibi bu dopamin kışkırtması yüksekliğe hem hoş hem de şaşırtıcı yollarla tepki verir. Oluşan romantik heyecan –o tuhaf hafiflik, o tatlı fırtına- herkesi etkiler, yaşa bağlı olmaksızın. Ancak, bu şiirsel uyanış yaşlandıkça daha doyurucu olur.

Genç aşıklar bu yaratıcılık dalgasını usta randevu planlarıyla ziyan edebilirken daha deneyimli aşıklar bu romantik olayları büyümek için fırsatlara çevirir. Bu beklenmedik kimyasal sarsıntıları en derin duygularını ifade etmek ve aynısını yapmaları için eşlerini  de  cesaretlendirmede kullanmazlarsa tutku hemen solar, bunu bilirler.

Birine esin kaynağı olmak dinlemek kadar basittir. Aşığınızın farkında olmadan söylediklerine kulak misafir olmak yalnızca onun yaratıcılığını arttırmaz, sizinkini de keskinleştirir. Dünyada  çok fazla deha  kulakları olmayanlarca kaybedilmektedir.

Sarsıntılar sizi daha algılayıcı yapar. Aynı vahşi enerji sevdiğinizin kollarında sabaha kadar dans etmenizi, İngiliz Romanı, Fransız Art Deco ya da Japon Brush painting sınıflarına  kaydolmanız için sizi zorlar. Yüksek testesteron ve estrogen düzeyi yeni bilgi özümleme kapasitenizi arttırır, çok daha az uyku pahasına.

Aşk alışılmış kapasitemizin üstüne çıkmak için özendirici bir unsurdur. En basit bir jest bile, sevgilinize çiçek yollamak gibi, önemli sonuç getiren yaratıcı bir hareket olarak yorumlanabilir. Bazı antropologlar aslında, insanlığın şafak sökümünün Kuzey Irak’ta 100.000 yıl önce bir tarih öncesi mezara bırakılan bir buket çiçek olayına  kadar geçmişe götürülebileceğini tartışıyorlar. Eğergerçekten de gül hatmilerin, sümbüllerin, peygamber çiçeklerinin ve sarı yabani çiçeklerin mağarada bulunan fosil polenleri rüzgar tarafından kazayla oraya savrulmuş değil de, biliçnli toplanmışsa evrim teorileriyle uğraşanlar kalın kaş kemerli atalarımızın insan ırkının bir parçası olduğu çıkarır.

Aşkı, özlemi ve acıyı bir buket çiçek kadar soyut bir şeyle anlatma yeteneği  bir sembolik düşünce kapasitesini kanıtlar. Daha öncesi olmayan bu ilk Neanderthal çiçek derlemesi bu ilk insanların bireysellik, aşk, aile ve yaşamın anlamı hakkında incelikli bir inanç sistemine sahip olduklarını düşündürür.

Bu arada, yirmi birinci yüzyılda, bilim dünyası bizi, aşık olmanın türümüzün soyunun sürdürülmesi için düzenlenmiş  ilk ve önde gelen bir nörokimyasal olay olduğuna inandıracaktı. Eğer öyle olsaydı aşk insanın  üreme dönemiyle sınırlandırılırdı. Ancak dünya tarihi kanıtlıyor ki, hiç kimse dünyanın ayaklarının altında hareket ettiğini hissetmek için  çok yaşlı değil.

Eşleşme dansının öznesi eşleşme midir – ya da dansın kendisi mi?

Emin olmak için bilme olanağı yok. Nedenlerle ve sonuçları genellikle birbirinden ayırmak imkansızdır. Belki bir gün insan varlığıyla ilgili temel varsayımlarımızı düzelteceğiz ve ilişki arayışına, DNA mızı gelecek kuşaklara geçirmek için değil de E.B.Browning’in söylediği gibi “ruhumun ulaşabileceği derinlik, genişlik ve yüksekliği deneyimlemek için” sürüklendiğimizi anlayacağız.

HAYAL GÜCÜNE BIRAKIN

Sizi seksi yapan şey nasıl göründüğünüzle -giyimli ya da  giyimsiz- pek az ilgilidir, ama tamamen hayata nasıl baktığınızla ilgilidir.

Seksilik iki karşıt niteliğin birleşimidir: kararlılık ve doğallık. Aşk iksiri çok sık olarak  etkinlik ve sürprizin güçlü bir karışımıdır. Çekici de olsa yalnızca amaçlı olmak birini heyecanlandırmaya yetmez. Belirsiz erotik bir “olabilir” ya da baştan çıkarıcı bir “neden olmasın?”la zarif ve karşı konulamaz bir beklenti duygusunu yaratma yoluna girdiniz demektir.

En büyük romantikler zaman zaman sevdiklerinin kaprislerini tatmin için kenara çekilmeye istekli olan becerikli insanlardır.

Claudette Colbert’in bir zamanlar söylediği gibi,“Planlar başka, hayat başka birşeydir.”  Amacınıza ulaşmak için olmanız gerektiği kadar kararlı olun. -yapabilir yaklaşımında olun- ama her zaman da doğaçlamaya yer olduğunun bilinmesini sağlayın.

Bir kadın bir erkeği son dakikada kararını değiştirebileceğini hissettirerek oyalayabilir.

Bir erkek, bir kadınının kalbini, eğer isterse, onun için herşeyi bırakabileceğini hissettirerek kazanacaktır.

Gene de, asla açıkça yapmayın. İma ne kadar inceyse vaadi de o kadar baştan çıkarıcıdır.

Davranışınızı değiştirmeden seksi olmaya çalışın. Düşünme şeklinizi değiştirin, onun yerine.

Bir odaya girerken örneğin, durumu nasıl ele alacağınıza karar vermeyin. Savunmasızlığınızın görünmesine izin verin. Karşı cinsten biriyle konuşurken sizi cazip bulup bulmadığını değerlendirmeye çalışmayın. Kararsızlık anının tadını çıkarın. Akıntıya uyun. Ve eğer ruh hali flört havasına dönerse de mümkün olduğunca çok şeyi  hayal gücüne bırakın.

Bugünden İtibaren

Aşk tanrısını aramak onu bulamamanın kesin yoludur.

Herkes sizden önce aşık olduğunuzu bilecektir.

Reddedilmeyi kişisel olarak almayın. Asla sizin hatalarınızla ilgili değildir.

Eğer bir erkek “senin aşkına layık değilim” diyorsa karşı çıkmayın. Ne konuştuğunu biliyor o.

“Seni seviyorum” sözü kelimeler hakkında değil, zamanlama  hakkındadır.

Evlenme evli oluş için en iyi hazırlıktır.

Ne kadar yakın olursanız, birbirinize o kadar yer açarsınız.

İçten iltifatları haksız eleştiriler gibi temkinli olarak alın.

Hatırlayın ki aşk size hiç bir hak bahşetmez

* Veronique Vienne,  The Art of Growing Up. The simple ways to be yourself at last.

“Yaş konusunda romantik duygularım yok. Ya her yaşta ilginçsinizdir ya da değil.”
~ Katharine Hepburn