Stamatis Moraitis üzüm bağı ve zeytinliğiyle ilgilenirken

1943’de Stamatis Moritis adlı bir Yunan harp gazisi A.B.D. ye savaşta parçalanmış elinin tedavisi için geldi. Mermi yarasından kurtulmuş, Türkiye’ye kaçmış ve Atlantik’i geçmek için o zamanlar asker nakil gemisi olarak çalışan Queen Elizabeth’e binmeyi başarmış. Yabancı yerleşim bölgesi N.Y. Port Jefferson’a yaşadığı ada Ikaria’dan yerleşmiş. Çabucak  beden işi bulmuş. Sonra Boynton Beach, Fla’ya taşınmış. Bu arada Yunan asıllı bir Amerika’lıyla evlenip üç çocuğu olmuş ve üç yatak odalı bir evle, 1951 model bir Chevrolet almış.

1976 yılında bir gün soluk alamaz hale gelmiş; merdiven çıkmak bir iş olmuş gün ortasında işi bırakmak zorunda kalıyormuş. X-rayden sonra doktoru Moraitis’in akciğer kanseri olduğu sonucuna varmış. Hatırladığı kadarıyla dokuz farklı doktor da bu tanıyı doğrulamış. Yaşamak için dokuz ay ömrü kaldığını söylemişler. 60 yaşlarının ortalarındaymış.

Moraitis Amerika’da kalmayı ve yerel bir hastanede kötü karakterli kanserinin tedavisini almayı düşünmüş. Bu yolla çocuklarına da yakın olabilirmiş. Ancak, bunu yapacağına Ege denizine bakan bir meşe ağacının gölgesindeki atalarıyla aynı mezarlığa gömülebileceği İkaria’ya geri dönmeye karar vermiş. Ikaria’daki cenaze masrafları 200 dolarken A.B.D. deki bir cenazenin binlerce dolara mal olacağını, böylelikle karısı Elpiniki’ye emeklilik birikiminden daha fazla para bırakabileceğini hesaplamış.

Moraitis ve Elpiniki yaşlı ana-babalarıyla İkaria’nın kuzey kısmında Evdilos yakınında bir dönümlük bozkır bir üzüm bağında küçük, kireç badanalı bir ev satın almış. Başlangıçta günlerini yatakta geçirmiş, karısıyla annesi ona bakmış. İnancıyla tekrar bağlantı kurmuş. Pazar sabahları bir tepede bir zamanlar büyük babasının papaz olarak görev yaptığı küçük Ortodoks şapeline gitmeye başlamış. Çocukluk arkadaşları onun geri döndüğünü keşfedince her gün öğleden sonra gelmeye başlamışlar. Saatlerce konuşmuşlar ve arada da bir iki şişe yerli şarap içtikleri bir etkinlik olmuş bu. Belki mutlu da ölebilirim diye düşünmüş.

Sonraki aylarda ilginç bir şey olmuş. Kendini daha güçlü hissetmeye başladığını söylüyor. Bir gün, hevesle bahçeye bazı bitkiler dikmiş. Onların ürününü alana kadar yaşayacağını ummamış ama deniz havasını içine çekmekten ve güneş altında olmaktan keyif almış. O öldükten sonra Elpiniki taze sebzelerden hoşlanabilirmiş.

Altı ay geçmiş. Moraitis ölmemiş. Tersine, tekrar bahçe yapmış, cesaretlenmiş olarak ailenin üzüm bağını da düzenlemiş. Kendini ada rutinine bırakarak istediği zaman uyanmış, öğleden sonraya kadar üzüm bağında çalışmış, kendine öğle yemeği hazırlamış ve sonra uzunca bir süre uyumuş. Akşamları genellikle gece yarısına kadar domino oynadığı yerel bir tavernaya gitmiş. Yıllar geçmiş, sağlığı iyileşmeye devam etmiş. Babadan kalma evine birkaç oda eklemiş çocuklar ziyaretine gelebilsinler diye.  Üzüm bağını yılda 400 galon şarap verir duruma getirmiş. Bugün, otuz beş yıl sonra, o 97 yaşında –karşı çıktığı resmi belgeye göre; kendisi 102 olduğunu söylüyor- ve kansersiz. Hiçbir zaman kemoterapi geçirmedi,  ilaç almadı ve herhangi bir tür terapi aramadı. Bütün yaptığı evini İkaria’ya taşımaktı.

Ben Moraitis’e bu geçen Temmuz ayında İkaria’da ada sakinlerinin sıra dışı ömür uzunluklarını araştırmak amacıyla yaptığım bir ziyaret sırasında rastladım. On yıldır National Geographic Society desteğiyle insanların en uzun yaşadıkları yerlerin araştırmasını organize ediyorum. Araştırma, partnerlerim Dr. Gianni Pes, Italya’da  Sassari Üniversitesinden  ve Dr. Michael Poulain’in, Belçikalı bir demograf, çalışmalarının üstüne kurulu. 2000’de Sardunya’nın Nuoro bölgesini dünyadaki erkek asırlıkların en yüksek oranda bulundukları yer olarak belirlediler.  Yüksekte Nuoro dağlarında köy kümelerini sıfırlayarak haritada mavi mürekkeple bir sınır çizdiler ve bu arada kalan alana “mavi zon” demeye başladılar. 2002’den başlayarak insanların diğerlerinden daha uzun yaşadıkları diğer üç topluluğu belirlediler.  Dünyanın en uzun yaşayan kadınları Okinawa adasında bulunuyor. Costa Rica’nın Nicoya Yarımadasında orta yaştaki ölümlerin normal oranından daha düşük 100.000 kişilik bir melez topluluğu keşfettik. Ve California Loma Linda’da çoğu taraftarının ömürleri Amerikan ortalamasını on yıl geçen bir Seventh-day Adventistler (İsa’nın yakın zamanda dünyaya tekrar geleceğine inanan bir Hristiyan meshebi)  topluluğu belirledik.

2003’de arazide öğrendiklerimizi Amerikan toplumlarına uygulama düşüncesiyle bir danışmanlık firması kurdum. Aynı zamanda araştırma yapmayı ve diğer uzun ömür ortamlarını aramayı sürdürdük  ve 2008’de Yunan bir araştırmacının liderliğini izleyerek İkaria’yı araştırmaya başladık. Poulain’in planı 1900 ve 1920 yılları arasında doğup hayatta kalanların izini arayıp bulmak ve ne zaman ve nerede öldüklerini belirlemekti. İnsanların bir yerden bir yere hareket ettiği gerçeği  bu yaklaşımı karmaşıklaştırıyor. Bu yalnızca doğum ve ölüm kayıtları değil aynı zamanda göçler hakkında bilgi de gerekiyor demektir. Veri toplama zahmetli bir şeydir. Ekvator’un Vilcamba vadisindeki, Pakistan’ın Hunza vadisindeki ya da Gürcistan’ın Kafkas dağları gibi yerlerdeki uzun ömürlü insanlar konusundaki iddiaların hepsi araştırıcılar bu insanların çoğunun aslında yaşlarını bilmediklerini öğrenince çöktü. Nüfus cüzdanı olmadan doğan köylüler için iz kaybetmek kolaydı. Bir yıl 80’diler; birkaç ay sonra 82. Hemen sonra da 100 olduklarını iddia ettiler. Ve bir yerleşim yeri  100 yaşındakilerin çokluğu ününün turist çektiğini öğrenince kim bunu sorgulayacak? İkaria’da bile gerçeği ortaya çıkarmak bazen güçtü. Moraitis’in mucizevi iyileşmesi gibi öyküler hemen folklör oldu, anlatıldı, tekrar anlatıldı,  değişti ve yanlış yorumlandı. (Moraitis hakkındaki öyküler Yunan TV’sinde yayınlandı) Aslında, 2009’da orada araştırma yaparken bana  hemen hemen aynı hikayeyi kendisi hakkında anlatan bir adama rastladım.

Araştırma, hikayeleri atlayıp, İkaria’nın ömür uzunluğu gerçeğini ortaya çıkarmaya çalışmaktı. İnsanları dahil etmeden önce Poulain nüfus cüzdanı, baptizm ve askeri belge bilgilerini çaprazladı. Bütün veriler toplandıktan sonra Ikaria’daki insanların aslında 90’lı yaşlara ulaşma oranının Amerikalıların iki buçuk katı olduğu sonucuna vardılar. (Özellikle Ikaria’lı  erkeklerin Amerika’lı hemcinslerine göre 90’lı yaşlara ulaşma oranı, genellikle daha iyi sağlık durumunda olarak, hemen hemen dört kat daha olası) Ve dahası kansere ya da kardiyovasküler hastalıklara  sekiz yıl daha geç yakalanıyorlar ve daha az depresyon ve dörtte bir oranda az demanstan rahatsız oluyorlar.  85 ve yukarı yaşlardaki Amerikalıların hemen hemen yarısı Alzheimer belirtisi gösteriyor. Amerikan (Alzheimer Topluluğu demansın Amerika’lılara 2012 yılında 200 milyar dolara mal olduğunu hesaplıyor.) Buna karşın Ikaria’da insanlar sonuna kadar keskin zihinli kalmayı beceriyor.

Ikaria, 250 km karelik bir ada, 10.000 Yunanlının evi, Türkiye’nin batı kıyılarından 60 km uzakta yer alıyor. Çalıyla kaplı dağlarının dik sırtları Ege Denizinden dik olarak çıkar.  Hıristiyanlık döneminden önce adada sık meşe ağaçları ve üretken üzüm bağları vardı. Sağlık için gidilecek yer olarak ünü 25 yüzyıl geriye, Yunanlıların Therma yakınlarındaki sıcak sulara girmek için geldikleri zamana kadar gider. 17. yüzyılda Joseph Georgirenes, Ikaria başpiskoposu, ada sakinlerini yerde uyuyan gururlu insanlar olarak betimliyor. “Bu adada en övgüye değer şey suyu ve havası, ikisi de öyle sağlık dolu ki insanlar çok uzun ömürlü, 100 yaşlarına gelmelerini görmek sıradan bir şey,” diye yazıyor.

Adanın uzun ömürlülükle ilgili ünü konusunda daha çok şey öğrenmek için 2009’da adanın birkaç doktorundan biri olan Dr. Ilias Leriadis’i aradım. Hafta sonunda evinin avlusunda kalamata zeytini, humus, yoğun  Ikaria ekmeği ve şaraplı bir masa hazırladı. “İnsanlar burada geç vakitlere kadar ayaktadır,” dedi. “Biz geç kalkarız ve gün boyunca daima kestiririz. Ofisimi sabah saat 11.00’ e kadar açmam bile, çünkü bu saatten önce kimse gelmez.” Şarabından bir yudum aldı. “Burada kimsenin saati olmadığına dikkat ettin mi? Hiçbir saat doğru çalışmaz. Birini öğle yemeğine davet edersen 10.00 ile 16.00 arasında gelebilir. Biz yani burada saati düşünmeyiz.”

Yakındaki Samos adasını işaret ederek, “ Yalnızca 15 kilometre ilerde orası bütünüyle başka bir dünya. Orada onlar çok daha gelişmiş. Yüksek binalar, tatil yerleri ve evleri var milyonlarca avro değerinde. Samos’ta paraya önem veriyorlar. Biz burada vermiyoruz. Pek çok dini ve kültürel tatil için insanlar para topluyor,  yiyecek ve şarap alınıyor. Eğer para artarsa fakirlere veriyor. Burası “ben” yeri değil. “Biz” yeri.

İkaria’nın alışılmadık geçmişi ondaki yaygın eğilimleri anlatabilir. Adayla boğuşan güçlü rüzgarlar –“Iliad”da sözü edilen-  ve doğal limanların olmayışı tarihinin büyük bir bölümünde onu ana gemicilik hattından uzak tuttu. Bu İkaria’yı kendine yetmeye zorladı. Sonra 1940’ların sonunda Yunan iç savaşından sonra, hükümet binlerce kömünisti ve radikali adaya sürgün olarak yolladı. Erişkinlerin neredeyse yüzde 40’ı, Atina’daki yüksek işsizlik oranından ve kaynakların azalmasından dolayı kırgın ve hala yerel kömünist partiye oy veriyorlar. İkaria’daki toplumun yüzde 75’e yakını 65 yaşın altında. En genç erişkinler, üniversiteden sonra dönenler, genellikle ana-babalarının evlerinde yaşıyorlar. Çoğunlukla küçük işlerde çalışarak  aile desteğiyle birlikte bir yaşam götürmek zorunda kalıyorlar.

Leriadis gün sonu kokteyli olarak keyifle içilen adaya özgü kurumuş otlardan yapılmış “dağ çayı” konusunda da konuştu. Yabani mercan köşk, adaçayı, bir tür nane çayı, biberiye ve kaynamış kara hindiba yapraklarına biraz da limon eklenerek yapılan bir çay. “Buradaki insanlar rahatlatan bir içecek içtiklerini düşünüyorlar ancak bunların hepsi aynı zamanda ilaç etkisi yapıyor,” diyor Leriadis. Bal da her derde deva ilaç olarak muamele görüyor. “Dünyanın hiçbir yerinde göremeyeceğiniz tipte balları var,” diyor. “Onu yaraları iyileştirmekten, geceden kalmaları kendine getirme ya da gribi tedavi etmeye kadar her şey için kullanıyorlar.  Burada yaşlı insanlar güne bir kaşık dolusu balla başlıyor. Onu ilaç gibi alıyorlar.”

Sonraki üç günlük zaman içinde Leriadis’in hastalarının bazılarıyla karşılaştım. Raches olarak bilinen bir bölgede 90 yaşın üzerinde 20 kişi ve 104 olduğunu iddia eden de bir kişiyle karşılaştım. Hala keman çalan 95 yaşındaki bir adam ve küçük bir otel işleten ve hafta sonları para için poker oynayan 98 yaşındaki bir kadınla tanıştım.

Bir yıl önceki seyahatte bir tepenin yamacında kayrak damlı bir evi ziyaret ettim. 75 yıldan daha uzun süredir evli olduklarını duyduğum bir çift nedeniyle oraya gittim. Hem Thanasis hem de Eirini Karimalis kapıda misafir gelmesinin sevinciyle ellerini çırptı ve beni içeri aldı. Her ikisi de belki 1.65 cm kadardılar. Erkeği şekilsiz keten bir gömlek, hırpalanmış bir beyzbol şapkası,  topuzlu saçlı eşi ise bir ev elbisesi giyiyordu. İçerde bir masa, kararmış bir kabı kaynatan orta çağ görünümlü  bir şömine, bir yün ceket taşıyan bir dolap kuytusu ve is lekeli duvar üzerinde atalarının solgun siyah beyaz fotoğrafları vardı. Sıcak ve rahat bir yerdi.  “Eirini “oturun” dedi. Adımı ve işimi sormadan çay tepsisi ve kurabiye tabağını hazırlamıştı. Bu arada, Thanasis gergin bir enerjiyle oradan oraya evi toplayarak dolaşıyordu.

Çift bana yakınlarda bir köyde doğduklarını söyledi.  Yirmilerinin başlarında evlenmiş ve oduncu olarak Thanasis’in kazancıyla beş çocuk yetiştirmişler. Ikaria’nın geleneksel halkının çoğunun yaptığı gibi onların da günlük rutini Leriadis’in açımladığı şekliyle: Doğal olarak uyanma, bahçede çalışma, geç bir öğle yemeği ve kestirme. Güneş batımında ya komşularına gidiyorlar ya da komşuları onlara geliyor. Diyetleri de özgün: keçi sütlü, şaraplı, adaçaylı ya da kahveli, ballı ve ekmekli kahvaltı. Öğle yemeği hemen hemen daima bakliyat (mercimek, nohut), patates, yeşillik (rezene, kara hindibağ ya da ıspanak benzeri horta denen bir ot) ve bahçelerinde mevsimsel olarak yetişen her ne sebze varsa; akşam yemeği ise ekmek ve keçi sütü. Christhmas ve Easter’da ailenin domuzunu kesip ve sonraki birkaç ayda küçük porsiyonlar halinde yağlı domuz etlerinden keyif almak.

Sahip oldukarı şeyleri görmeye çıktığımızda Thanasis ve Eirini bana domuzlarını adlarıyla tanıttı. Hemen gün batımından sonra biraz çay içmek için evlerine döndüğümüzde diğer bir yaşlı çift içinde ev yapımı şarap olan bir cam amfora taşıyarak içeri girdi. Bu dört doksanlık birbirlerinin yanaklarını içtenlikle öperek masanın etrafına yerleşti. Dedikodu yaptı, şarap içti ve arasıra da kahkahalar içinde kaldı.

Dr. Ioanna Chinou, Atina Üniversitesi Eczacılık Okulunda profesör, otların ve doğal ürünlerin biyoaktif özellikleri konusunda Avrupa’nın en iyi uzmanlarından biri. Ikarialıların ömür uzunluğu konusunda ona danıştığımda tükettikleri çaylarının çoğunun geleneksel Yunan tedavileri olduğunu söyledi. Yabani nane dişeti enfeksiyonu ve gastro-intestinal bozukluklar; biberiye gut için ilaç olarak kullanılıyor, tarhunun kan akışını geliştirdiği düşünülüyor. Örneklerini vermek için beni davet etti ve sonra da Ikaria’da en fazla kullanılan yedisini test etti. Zengin polifenol kaynakları olarak güçlü antioksidan özellikler gösterdiklerini rapor etti.  Bu otların çoğu aynı zamanda hafif idrar söktürücüler içeriyor.  Doktorlar çoğu zaman idrar söktürücüleri yüksek tansiyonu tedavi etmek için kullanır –belki de gece çay içerek Ikarialılar kan basınçlarını yaşam boyunca hafifçe düşürmüşlerdir.

Bu arada meslekdaşlarım Gianni Pes ve Michel Poulin, Raches belediyesinden başlayarak 1999’dan sonra 90 yaşında olan 164 adalıyı bulmak üzere yola koyuldu ve 75 kişinin hala yaşıyor olduğunu saptadı.  Sonra ek araştırmacılarla birlikte adayı taradılar ve 35 yaşlı kişiye fiziksel ve bilişsel fonksiyonlarını değerlendirmek için bir takım yaşam tarzı soruları sordular: Ne kadar uyursunuz? Hiç sigara içtiniz mi? Bir sandalyeye beş kez oturup kalmalarını istediler ve dört metreyi ne kadar zamanda yürüdüklerini kaydettiler. Zihinsel çevikliklerini test etmek için bir seri şeyi hatırlamalarını ve geometrik şekilleri yeniden yapmalarını istediler.

Pes ve Poulain Atina Üniversitesinden Akdeniz diyeti uzmanı Dr. Antonia Trichopoulou’yla  araziye gitti. Sıklıkla köy Ikaria diyetimutfaklarında oturup yaşlılara çocukluktaki yeme alışkanlıklarını hatırlatacak sorular sorarak araştırmaya yardım etti.  Ikaria diyetinin Akdeniz bölgesindeki diğerleri gibi, zeytinyağı ve sebzelerce zengin, mandıra ürünleri (keçi sütü hariç) ve et  bakımından zayıf olduğunu ve orta derecede alkol kapsadığını rapor etti. Evde yetişmiş patates, bakliyat (nohut, siyah gözlü bezelye ve mercimekler), yabani yeşillikler ve yerel olarak üretilmiş keçi sütü ve balı vurguladı.

Çok fazla sayıda yaşlı insanın olduğu diğer yerlerden bildiğimden Ikaria’lıların diyet eğilimlerinin her biri uzayan ömürle bağlantılı: etten ve sütten alınan az miktarda doymuş yağ kalp hastalığı riskinin azalmasıyla bağlantılı; zeytinyağı -özellikle ısıtılmamış- kötü kolestrolü azaltıp, iyi kolestrolü arttırıyor. Keçi sütü tryphonu arttıran serotonini kapsar ve yaşlı insanlar için kolaylıkla sindirilebilir. Bazı yabani yeşillikler kırmızı şarabın on katı anti-oksidan kapsar. Şarabın –orta derecede-  Akdeniz diyetinin bir parçası olarak tüketildiğinde bedenin daha fazla flavonid –bir tür anti oksidan- emmesine sebep olduğundan  iyi olduğu gösterildi.  Ve kahve, bir zamanlar büyümeyi durdurduğu söylendi, şimdi daha az diyabet, kalp hastalığı ve bazıları için de Parkinsonla ilişkilendiriliyor. Yerel mayalı ekmek gerçekte yemeğin glisemik yükünü azaltabilir. Patatesin bile Ikaria diyetine kalp sağlığı potasyumu, B6 vitamini ve fiberiyle katkıda bulunduğunu tartışabilirsiniz.  İşe yarayan diğer bir sağlık faktörü tükettikleri yiyeceğin işlem görmemiş olmasıdır: Trichopoulou’nun gözlemlediği gibi Ikaria’lılar yeşillikleri bahçelerinden ve tarlalarından yedikleri için daha az tarım ilacı daha çok besin tüketiyorlar. Ikaria diyetinin, standart Amerikan diyetiyle karşılaştırıldığında, ömür uzunluğuna dört yıl daha ekleyebileceği hesabında bulunuyor.

Kuşkusuz bu iş yalnızca yedikleri değil, aynı zamanda ne yemedikleriyle ilgilidir.”Bazı olumlu şeyler mi yapıyorlar ya da olumsuz şeylerin yokluğu mu? Ikaria uzun ömrünü ve diyetini tanımladığımda Gary Taubes sordu. O, Besin Bilimi Girişiminin kurucusu ve “Neden Şişmanlıyoruz” kitabının yazarı (ve bu magazin için pek çok makale yazdı.) Uzun yaşamalarının bir nedeni bitki temelli diyet yemeleridir.  Ya da şeker ve beyaz unun yokluğudur ve ekmekleri geleneksel değirmende öğütülmüş undan.”

Pes ve Poulain’in raporunu izleyerek Dr. Christina Chrysohoou, Atina Üniversitesi Tıp Okulunda kardiyolog, 673 Ikaria’lının diyetini araştırmayı kapsayan bir İkaria incelemesi organize etmek için yarım düzine bilim adamıyla bir takım oluşturdu. Konu aldığı Ikaria’ların günde Amerikalılardan altı kez fazla bakliyat tükettiklerini, haftada iki kez balık, ayda beş kez et yediklerini, günde ortalama iki ya da üç bardak kahve içtiklerini ve çeyrek kadar rafine şeker aldıklarını –yaşlılar soda sevmiyor- buldu. Ayrıca günde içtikleri iki-dört bardak şarabın yanı sıra yüksek düzeyde zeytinyağı tükettiklerini keşfetti.

Chrysohoou İkaria’lıların uyku ve seks alışkanlıklarının da uzun ömürleriyle ilişkili olabileceğini düşündü. Atina Üniversitesi Tıp Okulunca 2008’de yayınlanan bir makaleden ve Harvard Halk Sağlığı Okulunun  23.000’den fazla Yunanlı erişkini inceleyen bir çalışmasından söz etti.  Araştırmacılar bu kişileri ortalama  altı yıl süreyle takip etti, diyetlerini, fiziksel etkinliklerini ve ne kadar kestirdiklerini ölçtü.  Ara sıra kestirmenin koroner kalp hastalıklarının yüzde 12 azalmasıyla ama düzenli olarak kestirmenin yüzde 37 azalmayla ilişkili olduğunu buldular.  Yüzde 80’inin düzenli olarak seks yaptıklarını iddia ettiklerini ve çeyreğinin bunu” iyi bir sürede”  başarıyla yaptıklarını söyledikleri gerçeğini içeren 65-100 yaş aralığındaki İkaria erkekleri üzerinde yapılan ön araştırmayı da vurguladı.

Ikaria’da geçirdiğimiz zaman süresinde ben ve arkadaşlarım Thea Parikos’un misafirhanesinde –batı Ikaria’nın sosyal merkezi- kaldık. Yerli kadınlar sabah saatlerinin ortasında yemek odasında toplanarak çay içerek dedikodu yaptılar. Gece geç saatlerde yemek telaşından sonra masalar kenara çekildi yemek salonu insanların kolkola girip Yunan müziğiyle dans ettikleri dans pisti oldu.

Parikos atalarının yüzyıllardır yaptığı şekilde yemek pişirdi bize araştırma yaptığımız diyeti tüketme şansı vererek.  Kahvaltı için yoğurt ve yan evdeki 90 yaşındaki balcı komşunun balını verdi. Akşam yemeği için tarlalara gitti yabani ot benzeri yeşilliklerle birlikte tatlı kabakla döndü ve onlardan aromalı turtalar yaptı. Benim favorim kara gözlü bezelye, domates,  rezene ve sarımsak ve zeytinyağıyla yapılan bizim Ikaria güveci dediğimiz yemekti.

Eksiksiz Ikaria havasına karşın Parikos aslında Detroit’te Amarikali bir baba ve İkaria’lı bir annenden doğdu. Liseye gitti, emlakçı olarak çalıştı ve Amerika’da evlendi.  O ve kocası ilk çocuklarına sahip olduktan sonra Ikaria için bir “genetik aşerme” hissetti. “Amerika’da mutsuz değildim,” diyor. “İyi arkadaşlarımız vardı, hafta sonları yemeğe giderdik, bir Chevrolet araba kullanıyordum. Ama daima acele içindeydim.”

O ve ailesi Ikaria’ya yerleşip misafirhaneyi açınca her şey değişti.  Çoğu sebze, meyve alışverişini durdurdu, onun yerine meyva ve sebzelerinin çoğunu sağlayan büyük bir bahçe yaptı. Gayret sarf etmeden kilo verdi. Ona basit diyetlerinin ailesinin ömrünü uzattığını düşünüp düşünmediğini sordum. “Evet,” dedi. “Ama biz bunu bu şekilde düşünmüyoruz. Bundan daha fazla.”

İşsizlik yüksek olduğu halde –belki yüzde 40 kadar- çoğu kişi aile sebze bahçelerine ve çiftlik hayvanlarına  ulaşıyor, dedi Parikos. Çalışanların birden çok işi olabilir. Turizimle uğraşan biri aynı zamanda ressam ya da elektrikçi olabilir ya da bir dükkan işletebilir. “İnsanlar burada iyi çünkü kendimize yeterliyiz.” Lüks için paramız olmayabilir ama masada yiyeceğimiz var ve gene de ailemiz ve arkadaşlarımızla eğleniyoruz.  Gün içinde işi bitirmek için acele etmeyebiliyoruz ama gece çalışıyoruz. Günün bitiminde, kanepede oturmak üzere eve gitmiyoruz.”

Parikos bir büyük bardak kahveyi yudumluyordu. Güneş ışığı pencere gölgelerinde yer değiştiriyordu; Yakındaki Ege’nin dalgaları kahvaltı gürültüsünden zor işitiliyordu. “Yunanca’da mahremiyet sözcüğünün olmadığını biliyor muydun?” diye sordu. Herkes herkesin işini bilirse bağlılık  ve güven duygun oluyor. Mahremiyet yokluğu aslında güzel, yakalanmak istemeyen ya da ailesini rahatsız edecek şeyler yapan insanlar üzerine denetim koyuyor. Eğer çocuklarınız yanlış davranırsa komşunuzun onları disipline sokmak için sorunu yoktur. Daha az suç var polisin iyiliğinden dolayı değil aileyi utandırmamak için. Bana yiyecekler hakkında sordunuz ve evet burada Amerika’da olduğundan daha iyi yiyoruz. Ancak, nasıl yediğimiz konusu da var. İşinizde öğle yemeği tatiliniz olsa bile gevşer ve yemeğinizden keyif alırsınız. Her kimlerse yanınızdaki kişilerin birlikteliğinden keyif alırsınız. Yiyecek burada daima sohbetle keyif alınan bir şeydir.”

A.B.D. de sağlığı geliştirme söz konusu olduğunda insanlar egzersize  ve ağzımıza ne koyduğumuza (organik yiyecekler, omega 3’ler, mikrobesinler- odaklanma eğilimindedir. Biz hemen hemen yılda neredeyse 30 milyar dolar yalnızca vitamin ve besin desteklerine harcıyoruz.  Ama Ikaria ve ona benzer yerlerde diyet uzun ömürlülüğü yalnızca kısmen açıklar. Egzersiz –en azından bizim onu düşündüğümüz, istekli, ödevcil  fiziksel etkinlik, yolla- en iyisinden küçük bir rol oynar.

Sosyal yapı daha önemli olarak ortaya çıkabilir. Sardunya’da yaşlıyı kutlama sosyal davranışı onları toplumla ve genişlemiş aile evlerinde 100’lerine  kadar toplumla bağlantılı tutuyor. Araştırmalar endüstrileşmiş ekonomilerde bazı çalışanlar arasındaki erken emekliliği ömür azalmasına bağlıyorlar. Okinawa’da yaşamın bu yapay kesikliğinin hiçbiri yok.  Onun yerine ikigai kavramı –“sabah uyanma sebebiniz”–  insanların tüm erişkin yaşamını kaplıyor. Karate öğretmek ya da köye ruhsal rehberlik yapmak ya da gelenekleri çocuklara geçirmek yaşlıları yataklarından ya da sallanan sandalyelerinden kaldırıyor. Costa Rica’daki Nicoyanlar yaşam boyu amaç duygusunu tanımlamak için plan de vida terimini kullanıyorlar. Dr. Robert Butler’ın, Ulusal yaşlılık Enstitüsünün ilk direktörü, bir zamanlar bana söylediği gibi yaşamınızın anlamını tanımlamaya yetkin olmanız ömrünüzü uzatır.

 

Ikaria uzun ömürlülüğündeki anahtar diyetten çok sosyalleşme olabilir

Seventh-day Adventist’lerin yediği sağlıklı bitki temelli diyet ömür için fazladan bir on yılla bağlantılandırılıyor. Ayrıca, azalmış diyabet ve kalp hastalıkları riskiyle de bağlantılandırılıyor. Adventist’lerin diyeti İncil’den esinlenmiş ( Genesis 1:29  “Ve Tanrı dedi: ‘Bakın size tohum…veren her türlü otu  ve meyvası tohum veren her türlü ağacı verdim: yiyecek olarak.’ “). Ve gene anahtar iç görü diyetten çok sosyal yapı olmalıdır. Pek çok insan için diyet sonunda başarısızlığa uğruyor ama Adventist’ler onlarca yıldır aynı şekilde yiyor. Nasıl? Adventistler diğer Adventist’lerle takılıyor. Bir Adventist pikniğine giderseniz barbeküde kızaran bir biftek olmaz; o vejeteryen bir yemektir.  Kimse alkol ve sigara içmez. Harvard’da doktor ve sosyal bilimci olan Nicholas Christakis’in Framingham, Mass.,  sakinleri üzerine yapılmış uzun dönemli bir çalışmanın verilerini incelerken bulduğu gibi sağlık alışkanlıkları soğuk virüsü gibi bulaşıcı olabiliyor. Bu hesapla bir Framingham bireyinin obez olma şansı eğer arkadaşı obezse yüzde 57 artar. Baktığımız Adventistler arasında dolaşımda olanlar  genellikle olumlu sosyal bulaşıcılardı.

İkaria’daki yaşlılara 90’ın üstünde yaşamayı nasıl becerdiklerini sorarsanız genellikle temiz hava ve şarap diyeceklerdir. Ya da 101 yaşında bir kadının bana omzunu silkerek söylediği gibi ; “Biz yalnızca ölmeyi unuttuk.” Gerçek ise böylesine yaşlanma konusunda hiçbir fikirleri olmayışıdır. Bizim de yok. Bu soruya yanıt verebilmek araştırma grubunun ve kontrol grubunun yaşam tarzlarını  dikkatli bir şekilde tüm insan yaşamı boyunca (ve sonra da bazısını) takip etmeyi gerektirir. Güvenilir verilerden Ikaria’daki insanların çevre adalardaki (kontrol grubu) insanlardan daha çok yaşadıklarını biliyoruz. Samos örneğin, yalnızca sekiz mil uzak. Aynı genetik temelden gelen oradaki insanlar Ikaria’daki komşuları gibi yoğurt yiyor, şarap içiyor, temiz hava alıyor ve denizden tuttukları balığı yiyor. Ama Samos’taki insanlar ortalama Yunanlılardan daha fazla yaşama eğiliminde değil. İşte bu Ikaria formülünü böylesine boş bir umut yapıyor.

Ikarialıların hayatlarını yaşadıkları yollara dikkatinizi verirseniz bir düzine incelikli bir şekilde güçlü, karşılıklı çoğaltıcı ve kaplayıcı unsurların iş başında olduğu ortaya çıkar.  Kimse erken kalkmazsa ve öğleden sonra uyku zamanında tüm köy ölü olursa yeterince dinlenmek kolaydır.  En ucuz en kolay ulaşılan yiyeceklerin aynı zamanda en sağlıklı olması ve atalarınızın asırlarca onları lezzetli yapmak için yollar geliştirmiş olması da yardımcı. Ikaria’da 20 tepeye çıkmadan gün bitirmek zor. Ait olmama varoluşsal acısını  ya da geç kalmanın en küçük bir stresini dahi hissetmeniz olası değil. Toplumunuz daima yiyecek bulmanızı garanti eder ama yaşdaş baskısı sizin de bir şeylerle katkıda bulunmanızı sağlar. Bahçe yaparsınız çünkü bu ana-babalarınızın ve komşularınızın yaptığı bir şeydir. Bir suçun kurbanı olmanız az olası çünkü herkes hemen  iş güzardır ve izleniyormuş  gibi hisseder. Gün bittiğinde komşunuzla mevsimsel bitki çayını paylaşırsınız çünkü bu onun sunduğu bir şeydir.  Çayı birkaç bardak şarap takip edebilir ama bunları iyi arkadaşların eşliğinde içersiniz. Pazar günleri kiliseye gidersiniz ve Ortodoks bayramlarından önce oruç tutarsınız. Anti sosyal bile olsanız asla tamamen yalnız olmazsınız.  Komşularınız köy festivalinde  keçi eti porsiyonunuzu yemek için sizi evin dışında kandırır.

Bu unsurların her biri uzun ömürlülükle bağlantılı olabilir. Bu 70 milyar dolarlık diyet endüstrisinin ve 20 milyar dolarlık sağlık kulübü endüstrisinin eğer doğru yiyecekler yersek ya da doğru egzersizleri yaparsak kilo kaybeder ve uzun yaşarız diye büyük bir çabayla bizi ikna etmek için  yaptıkları şey. Ama bu stratejiler ender olarak iş görüyor. Yanlış olduklarından değil: Bu sağlıklı etkinliklerin her hangi birini yapmak insanlar için iyi bir fikir. Sorun toplumun davranışı aynı kalırken bir insanın davranışını değiştirmenin zor olduğu. A.B.D. de şekerli çubuklar, tuzlu abur cuburlar ya da şekerli içecekler olmaksızın bir sinemaya gidemezsiniz, hava alanında yürüyemezsiniz ya da öksürük ilacı alamazsınız. İşlenmiş yiyecek endüstrisi yılda 4 milyar dolar harcıyor yememizi teşvik etmek için. Bununla nasıl mücadele edersiniz? Disiplin iyi bir şeydir, ancak disiplin yorulan bir kastır. Er ya da geç çoğu insan bu insafsız ayartma karşısında göçer.

Kalorilere ulaşımımız arttıkça yaşamımızdaki fiziksel etkinliği azalttık. 1970’de A.B.D. de çocuklarımızın yüzde 40 kadarı okula yürüyerek gidiyordu; şimdi yüzde 12’den azı. Büyük anne-babalarımız egzersiz yapmadan bizim fiziksel etkinlikte yaktığımızdan yaklaşık beş kat kadar kalori yakarlardı. Aynı zamanda yiyeceğe ulaşım patladı.

Adanın göreli izolasyonuna karşın diğer güçler arasında dolambaçlı yolları ve sakinlerinin korkunç bağımsızlığı, Amerikan yiyecek kültürünün İkaria’da kök vermeye başladığı sayılabilir. Köy marketleri şimdi patates cipsi ve soda satıyor ve soda benim kanımca genç İkaria’lılar arasında içecek olarak çayın yerini alıyor. Küreselleşmeden önce adanın eski gelenekleri yok oldukça İkaria’lı ömrü ile dünyanın diğer kısmılarındakilerinki arasındaki boşluk tedrici olarak yok oluyor , yaşlı insanların gelecek kuşaklarının o kadar uzun yaşamaları daha az olası görünüyor.

Neredeyse on yıldır uzun yaşayan toplulukları  ve uzun zaman içinde uzun ömürlülüğü cesaretlendiren unsurların bir birini nasıl etkilediğini çalıştıktan sonra benim için büyük bir aha. Sağlıklı yaşam tarzı benimseyen insanların bir ekosistem içinde yaşamaya ihtiyaçları olduğu konusunda eminim yani ancak böyle  mümkün olur.  Kültürü, aidiyeti, amacı ya da dini bu resimden çekip alır almaz uzun sağlıklı yaşam için yapı çöker.  Ölümü ve yaşlılığın hastalıklarını uzak tutmak için sihirli bir değnek yok. Eğer sırra yakın bir şey varsa o  da sihirli değnektir.

Birkaç hafta önce Minneapolis’deki evimden Moraitis’i aradım.  Elpiniki baharda 85 yaşında ölmüş, şimdi yalnız yaşıyormuş. 35 yıl önce taşındığı aynı beyaz badanalı evinde telefonu açtı. Ikaria’da geç bir öğleden sonrasıydı.  Sabahleyin üzüm bağında çalışmış ve öğleden sonra uykusundan henüz uyanmıştı. Birkaç dakika sohbet ettikten sonra bazı komşularının bir iki dakika içinde bir içki içmek için gelecekleri ve ayrılmak zorunda olduğu  konusunda uyardı. Ona son bir sorum vardı. Akciğer kanserinden nasıl kurtulduğunu düşünüyordu?

“Yalnızca gitti,” dedi. Aslında buraya taşındıktan yaklaşık 25 yıl sonra doktorlar bana bir şeyler açıklayabilirler mi diye Amerika’ya geri gittim.”

Öykünün bu kısmını daha önce duymuştum. Ikaria folklorunun bir parçası olmuştu, yaşamlarının sıra dışı yolunun bir kanıtı. Gene de ona sordum, “Ne oldu?”

“Doktorlarımın hepsi ölmüştü.”

http://www.nytimes.com/2012/10/28/magazine/the-island-where-people-forget-to-die.html?_r=0

 

“İnsanlardaki gerçek güzelliği ancak onlar yaşlanınca algılayabilirsiniz.”
~ Anouk Aimee